Drahna’da Kamp

4
632

Berrak akan dere yeşile bürünmüş vadide bulunan altı köyün önünden akıp gidiyor. Burası Batı Karadeniz’de yolun bittiği yer : Drahna. Drahna bölgesi Alıçlı,Aşağıçamlı, Kozanlı, Köklü, Çubukbeli ve Yukarıdere köylerinden oluşuyor. Bu bölge ne kadar Bartın’a daha yakın gibi görünse de Kastamonu’ya bağlı. Bölgede bulunan köylerde yaşayan hane sayısı az ve yaşlı nüfus çoğunlukta. Gençler ise kente göçmüşler. Tarıma elverişli alanların çoğu atıl vaziyette. Yeterli iş gücü olmamasından, köy halkı sadece kendine yetecek kadar tarım yapabiliyor. Tarım arazilerinin çoğu boş vaziyette duruyor. Geçmişteki geçim kaynaklarınden olan hayvancılık ise yine kendine yettiğince yapılıyor. Köylerdeki ev sayısı ise yanıltmasın, çoğunu yazın gelen aileler dolduruyor. Kışın ise bazı mahallelerde 2-3 aile kaldığı söyleniyor. Köklü köyünde ilkokulda bulunuyor ancak okula gidecek yeterli sayıda genç olmayınca okul atıl vaziyette durmakta. Yaşamın iyice yavaşladığı bu bölgede doğa ise bir o kadar hareketli. Doğal yaşam, balta girmemiş ormanlar, yaylalar ve tertemiz akarsular ise görülmeye değer. Bölgede geyik, karaca, ayı, domuz görmek mümkün. Florası ve faunası da zengin olan bölge İlkbahar’ın çoşkusunu her şekliyle yansıtıyor.

Köklü Köyü

19 Mayıs tatilini fırsat bilip bu sefer de soluğu Batı Karadeniz’in başka bir güzel köşesi, Drahma’nın en yukarıdaki köyü olan Yukarıdere Köyü mevkiinde doğayla buluşacağız. İstanbul’a 6 saat uzaklıkta olan bu güzel yöre pek çok yönü ile bakir durumda. Öyleki henüz o bölgede veya yakınlarında konaklayabilecek herhangibir yer bulunmuyor. Bizi gören köylüler önce “Kimlerdensin” diye soruyor. Bizim bu bölgenin yabancısı olduğumuzu öğrenen köylüler şaşırıyorlar.

Üç gün sürecek gezimizin amacı Küre Dağları Milli Parkı sınırlarında mağara araştırmasına devam etmek. Ankara ve İstanbul gruplarının birleşmesiyle yirmi kişi olacağız ve aynı anda daha çok araştırma yapabileceğiz.

Gezi Künyemiz:

Yukarıdere Harita

Tarih: 16-19.Mayıs.2009
Mevki : Yukarıdere, Ulus / Bartın
İstanbul’a Uzaklık : 492 KM
Rakım : 620 metre
Konaklama : Çadır
Gezi Kural Koyucu: Biblo

Nuray’la gezi için hazırlıklara bir önceki hafta sonundan itibaren başladık. Artık her şey hazır ama eksik/fazla kontrollerini yapıp aracımıza yüklüyoruz. Bu toparlanma da, piller şarj ediliyor, ilkyardım malzemeleri kontrol ediliyor, Biblo’nun kene ilacı yenileniyor, hava durumu izlenip giyeceklere karar veriliyor… Cuma gününe kadar bu sürüyor. Yağmur, çadırlı kamplarda işi zorlaştıracak büyük zorluklardan. Biblo dahil hepimiz bu konuda önlemimizi alıyoruz. Planladığımız gibi Cuma günü öğlene doğru yola çıkıyoruz. Artık iyice aşinası olduğumuz bölgede ilk durağımız yine Safranbolu. Her seferinde tarihi Safranbolu’da yemeğimizi yerdik. Bu sefer Safranbolu merkeze iniyoruz. 1971 yılından bun yana hizmet veren Kilcioğlu’nda Pidemizi yiyoruz. Şu ana kadar yediğim en iyi pidelerden..Neredeyse bir tane daha söylecekken diyette olduğum fikri bunu engelleniyor. 38 senedir hizmet veren fiyatları halk fiyatı olan Kilcioglu Pide ve Kebap’ın tadına doyamadan yola devam ediyoruz.

Karadeniz’in yeşili altında yolculuk yapıyoruz:

Bartın-Ulus Yolu

Kamp alanına vardığımızda Ali Yamaç önce Biblo’yu karşılıyor. Aaa Biblo bunları da getirmiş dercesine bizi de karşılıyor. Neyse ki Biblo yanımızda..Biblo öncelikle kampa alanını teftiş ediyor. Kamptakileri tek tek tanıyor: Ali Yamaç, Sami, Arda, Gülay, Nil, İlker ve Sebahat var diyor. Sonasında su testi için derenin suyunu içiyor ve onaylıyor.Konfor iyi. Dereden suyumuz var, ağaçlar çadırımıza gölge yapacak, araçlarımız ise hemen yanı başımızda. Eeee Ali Yamaç ile Nil bebek de burada Biblo başka ne ister.

dsc_0551

Ankara grubu ve Kokurdan mağara ekibi akşam üstü kampa varıyorlar. Bu gezimiz de Atlas Dergisi yazar ve fotoğrafçılarından Ali Ethem Keskin, eski mağaracılardan Bülent Erdem de gruba katıldılar.

Kamp yemeği keyifle yenirken, çalışma planı yapılıyor. Her ekibe düşen görev son derece önemli. Çünkü az zamanda çok iş yapılması gerekiyor. Toplamda 3 günde 3 mağara bitirilecek ve ölçümleri alınacak. Aynı zamanda potansiyel mağaralar için yüzey araştırması yapılacak. Bunun için Cumartesi günü için üç ayrı ekip oluşturuluyor. İlk ekip Kadı Harmanı’ndan 60 metre aşağı inecek ve mağaraya devam edecek. Bu mağaranın tahmini olarak 100-150 metre derinliğe gidip vadide sonlandığı düşünülmekte. Diğer iki ekip ise birbirlerine yakın mevkide olan Kuşkaya-1 ve Kuşkayası-2’sı yerini bulup ölçümlerini yapacak.

Nuray Cumartesi günü Kuşkayası ekibine katılıyor. Bugün Biblo yalnız kalmaması için ben mağaraya girişi yapmayacağım. Eğer ilk gün Biblo’yu yalnız bırakırsak bizi öldürmekten beter yapar. İlki kamp alanıdakilere vicdan azabı çektirir. Ne su ne bir şey yer ne de yerinden kalkar. İkincisi biz geldiğimizde 10-15 dakika ağlar. Sonra da küser. Bu yüzden ilk gün onunla çevreyi gezeceğim.

Ekipe malzeme taşımada yardımcı olmak, GPS iz kaydı yapmak ve işaretlemek amacıyla ekibe katılıyoruz. Kamp alanından tırmanış başlıyor. İlkbahar’ın etkisi her yerde. Gür çayırlıklar çiçeklerle süslenmiş. Yükseldikçe çevreye olan görüş hakimiyetimiz artıyor. Vadiyi ve karşı yamaçları daha iyi görebiliyoruz. Hatta karşı yamaçlarda potansiyel mağaraların yerlerini işaretlemek amacıyla fotoğraflıyorum. Biblo da bir yandan çevreye bakınıyor bir yanda da yavaş yavaş yürüyor. Bel ağrıları oldukça azaldı ancak yorulduğu anda “Oturup hadi beni kucağa al” komutuyla kucağa aldığım zamanlar da var. Ama bu sefer bebekleri taşımak için kullanılan Baby Sling ya da Ana Kucağı da diye adlandırılan yardımcım var. Bununla ellerim serbest oluyor ve Biblo’yu taşımak çok daha kolaylaşıyor.

dsc_0600

Mağara’ların bulunduğu yamaça geldiğimizde ormanlık bir alanı aşıp mağaraların bulunduğu dik yamacın önüne geliyoruz. Burayı Biblo ile birlikte tırmanmak zor ve tehlikeli olacağı için Bülent Erdem’le birlikte aşağıda kalıyoruz. İlk ekibin gideceği mağaranın yeri bir önceki gün tespit edilmiş durumda ve onların nereye gidecekleri belli. İkinci ekip henüz diğer mağarayı bulmuş durumda değil. Onları öncelikle sık ve geçit vermeyen orman için de mağara arayışı bekliyor. Ancak bir şanşları var ki o da mağaranın yamaçta bir yerde olduğu. Bu da yüzey araştırma süresini kısaltıyor. Orman sık ve zemin kayalık olunca işler zorlaşıyor.

Kuşkayası-2 mağara girişi:

Kuşkayası2 Mağarası

Ben, Bülent Erdem ve Biblo kampa geri dönüşe geçiyoruz. Kampa geldiğimiz yönden değil biraz daha dolaşarak gitmeyi tercih ediyoruz. Çevrede çiçek ve bitki çeşitliliği fazla olunca flora’yı da fotoğraflamaya başlıyoruz. Bu fotoğrafları Bülent Erdem döndüğünde Latince isimlerini bulup gruba yayınlayacak. Yamaçtan aşağıda inerken bir inek sürüsü ve yanında iki delikanlıyla karşılaşıyoruz. Sırtında annesinin yaptığı yeşil sırt çantasıyla okul dışında hayvanlara göz kulak olduğundan söz ediyor.

dsc_0647

Bir yandan flora’yı fotoğraflıyor, diğer bir yandan Batı Karadeniz’in görsel şöleninin tadını çıkarıyoruz. Biblo her zamanki gibi oldukça keyifli. Her keyiflendiği zaman gibi sol arka ayağını seke seke yürüyor. İşte flora’dan bazı kareler:

dsc_0794

dsc_0801

dsc_0686

dsc_0693

dsc_0727

dsc_0673

Biblo’nun tüyleri kesilince pek bir çıplak kaldı ama çok da rahatladı. Bundan sonra neredeyse bel ağrısı iyice azaldı.  dsc_0681

Kamp’ın tek küçüğü Biblo değil. Aynı zamanda Arda ile Gülay’ın kızları Nil’de bizlere eşlik ediyor. Nil ile Biblo oldukça iyi geçiniyorlar. Nil henüz 2 yaşında. Çok güleç yüzlü. Doğa’yı seviyor, çadırda kalıyor, kampta dolaşıyor. Elbette başta anne ve babasının sonra da hepimizin gözetimi altında. Şimdiden doğa sever Nil bebek, Biblo’yu da çok seviyor, Biblo’da onu çok seviyor.

dsc_0569

Kuşkayası ekiplerinden ikinci ekip erken dönüyorlar. İkinci mağara bitmiş durumda. İlk mağara ekibi ise mağaranın devam ettiği haberiyle geliyorlar. Bu iyi haber daha yapacak iş var ve mağara umulduğundan daha büyük çıktı demektir. Üstelik 14 metrelik bir adımı iple inmişler. Önce mağaranın bittiğini sanan ekip, başka bir kolun devam ettiğini fark etmişler.

Zamanın burada nasıl geçtiğini anlamak ise mümkün değil. Neredeyse akşam üstü oldu. Daha yüzey araştırması ile olası mağaraları köylülerden öğrenmemiz gerekiyor. Herkesin işi olunca Köklü köyü’nden bilgi almak için yalnız gidiyorum. Hem bölge hakkında bilgi alıyorum hem de olası olabilecek mağaraları konuşuyoruz. Bu bilgiyi almak yüzey araştırması için tek başına yeterli değil. Çünkü sözle ve görsel tarif edilen yeri sık ormanlık içinde bulabilmek oldukça zorlu. Bu yüzden köylüden bize rehber olmalarını istiyoruz. Yarın sabah sıcak bastırmadan yola çıkmak için sözleşip kampa geri dönüyorum. Beş kişiden oluşan ekibimiz rehber eşliğinde Küre Dağları ormanlarına dalıp söz edilen mağaraları bulmaya çalışacak. Eğer bulabilirsek GPS iz kaydı ve lokasyonu belirlenecek bir bir sonraki gezi de ekipmanlarla mağaraya giriş sağlanabilecek.

Üçüncü ekip gecenin karanlığından daha geç saatlerde kampa varıyor. Onlarda mağaranın devam ettiği iyi haberini duyuruyorlar. Yorgun ekip hemen üstünü değiştirip, karnını doyurduktan sonra yarına hazırlanmak zorunda. Bu çok da kolay bir iş değil. Yaklaşık 10-12 saat mağara içinde çalışma yapılıyor. Kas gücüyle yapılan bu çalışma hem dikkat hemde enerji gerektiriyor. Özellikle mağara çıkış aşamasında 60 metre yukarı çıkan ekip, kalan son enerjilerini de burada harcıyorlar.

Kimimiz çayını kimimiz kahvesini yudumluyor kamp ateşi etrafında. Yüzümüzde dalgalanan kamp ateşinin eşliğinde sohbet ediyoruz. Saat ilerleyince Biblo da yanımızda uyuklamaya başladı bile. Uykusu gelen Biblo yatağına uzanıp yatıyor. Nasıl olsa vakti gelince Nuray ve Murat onu alıp çadırı götürecekler. Kamp ateşinden uzaklaşıp, gökyüzüne doğru baktığımda ayrı bir güzellikle karşılaşıyoruz. Arkadan gelen kamp ateşi ve sıcak sohbeti bir yandan da yıldız parıltıları içindeki sessiz gökyüzü. Gökyüzünün bu kadar net olmasına hava nemsiz ve göğü aydınlatabilecek yerleşim ışıklarından çok uzakta oluşumuza borçluyuz. Gökyüzüne bakıp bildiğimiz gökyüzü haritasındaki şekilleri sıralamaya çalışıyoruz.

Sabah olduğundan kahvaltı sonrasında her ekip kendi hazırlığını yapıyor. Biz de yüzey araştırması için hazırlanıyoruz. Küre Dağları ormanlarında yüzey araştırması çok da kolay yapılamıyor. Daha önceden bir grup Küre dağları ormanlarını dalmaya kalkıştığında, uzun uğraşlardan sonra geri dönmek zorunda kalmışlar. Çok sık olan ormanlık alanda bir ara ilerleyebilmek için yukarıdan dallarda ilerlemeyi denemişler ama başarılı olamayıp geri dönmüşler. Bizimde gideceğimiz bölgede belli bir yol veya patika bulunmuyor. Orman için de rehber’in bildiği kadarıyla gitmeye çalışacağız. Zorlu bir çalışma olacağından Biblo bu yürüyüşe katılmayıp kamp’ta diğerleri ile kalacak.

Kampta kalan ekip bizleri beklemekle yükümlü. Bu iş dönüşümlü olarak yapılıyor. Genelde bir önceki çalışmada yorgun düşenler kampta kalıp bu görevi üstleniyorlar. Her bir ekip kurtarma zamanı vererek yola çıkıyor. Eğer kurtarma zamanında dönülmezse “Kurtarma” başlatılıyor. Geri de kalan bu ekibe de bu yüzden “Kurtarma Ekibi” diyoruz.  Temel olarak kurtarmayı yapamasalar bile Kurtarma işini yapacak kişileri çağırmakla yükümlüler.

Yüzey araştırması için Köklü köyü’den rehberimiz İsmail’i alarak yola koyuluyoruz. Sürekli tırmanışlarla geçecek olan yürüyüşümüzde ilk zorluk yalancı maki örtüsü. Deniz etkisi yaşanan vadide maki bize zaman zaman geçit vermiyor. Normal ağaçlık alanın tersine sert ve sık olan bu bitki örtüsünde ilerlemek ancak makilerin aralarından olabiliyor. Ne altından ne de üstünden geçemiyoruz. Ormanlık alana ulaştığımızda biraz daha rahatlıyoruz. Ağırlıklı olarak köknar ve kayın ağaçlarından oluşuyor. Bol miktarda da şimşir ve gürgen ağacı da görülüyor. Zaman zaman kızılçam ağaçlarıyla karşılaşıyoruz. Rehber İsmail daha da bakir olan ormanın derinliklerinde 20 cm çapında şimşir ağaçlarından, dev büyüklükteki fındık ağaçlarından söz ediyor. Aslında sözleri abartı değil. Küre dağlarında diğer araştırmalardan öğrendiğimiz kadarıyla bu tür dev ağaç ve ağaççıklara rastlanmış.

İki saati aşın bir yürüyüşten sonra yöre halkı tarafından Çıngıraklıkuyu diye adlandırılan doğal mağaraya varıyoruz. Ancak burası doğrudan dikey inen bir doğal kuyu. Taş atıp kaç saniye sonra ses geldiğinine bakıyoruz. Taşı attıktan dört saniye sonra ses gelmesi hepimizi şaşırttıyor. Derinlik hiç de fena değil. GPS ‘de noktayı işaretleyip Manastır diye anılan bölgeyi araştırmaya gidiyoruz.

Çıngıraklı kuyu

Ancak manastır bölgesini rehberimiz bir türlü bulamıyor. Orman öyle sıklaşıyorki ilerlemenin mümkün olmadığı bazı yerlerde orman zemininde sürünerek ilerliyoruz. Saatlerin ilerlemesi, su ve yiyeceğimizin azalması sebebi ile araştırmayı bırakıp geri dönüyoruz. Su ve yiyeceksiz daha fazla ilerlemek mümkün değil. Yorulma belirtisi ise diğer bir tehlike. Yorulunca kazalarda artabiliyor. Burada sadece ayağımızın burkulması bile buradan 1-2 gün sürecek kurtarma çalışmasını gerektirebilir. Dönüş yolumuz bile 2-3 saatlik bir yürüyüşken, sedye veya benzeri şekilde birisinin taşınarak çıkarılması ise oldukça uzun ve zahmetli bir kurtarma çalışması..

Yüzey araştırma ekibimiz:

ss854124

Ormanlık alan makilik alana göre ne kadar kolay gibi görünse de kayalık zemin üstünde tırmanış ve inişli yerler olmakta.

ss854145

Dönüş yolunu GPS’den izleyerek buluyoruz. Aşağı inince ilk olarak diken uçlarını yiyerek susuzluğumuzu gideriyoruz. Dağdan indiğimizi gören köylünün bize ayan ikram ediyor. Sekiz saati aşkın zaman olan yüzey araştırması sonunda bu ayran oldukça güzel geliyor.

Kamp’ta geceden bir görüntü:

dsc_0825

Ertesi gün toparlanarak yola çıkacağız.  Kadı Harmanından çıkan son ekibin topladığı malzemeler 60 metre aşağıda bekliyor. Öncelikle bu malzemenin gidilip alınması gerekiyor. Bunun için aşağıda inecek ve ekibe yardım edecek kişiler belirleniyor. Sami ile ikimiz yardımcı ekip diğer ekibe katılıyoruz. Hedefimiz saat 13:00’de aşağıda olmak ve yola çıkmak. Ancak işler ters gidiyor ve yanlış yola sapılınca yamacın diğer bir tarafına çıkılıyor. Yaklaşık 1.5 saat gecikmeyle Kadı Harmanı Kokurdan girişine varıyoruz.  Dursun, Erkin ve diğerleri hemen inişe geçip, malzemeyi yukarı çekecekler.

dsc_0895

Bizde Sami ile gelen malzemeyi ipten alıp güvenli bölgeye götüreceğiz.

Kadıharmanı Kokurdan

Malzemenin toplanıp yukarı çıkması da vakit alıyor. Yarı yolda Arda ve İlker ile karşılaşıyoruz. Durum bilgisi verip beraber dönüyoruz. Bu kadar gecikme olunca herkes meraklanmış.

Geleneksel olarak Safranbolu’daki yemek molamızdan sonra İstanbul’a dönüş yolculuğumuz başladı… Ancak buraya son gelişimiz değil. Drahna’yı tekrar ziyaret edip, Kadıharmanı Kokurdan’ı ve Kuşkayası mağaralarını bitirip, bulamadığımız Manastır ve mağarasını bulacağız.

4 YORUMLAR

  1. Mustafa Bey,
    Kokurdan içinde fotoğraf mevcut değil. Anladığım kadarıyal sizler Ulukaya köyündensiniz. Yakında tekrar geleceğiz. Görüşmek dileğiyle..

  2. Bölgemizin tanıtımına katkılarınız için teşekkür ederiz.
    Bende Mustafa Bey gibi Kokurdanın içini merak edenlerdenim. saygılar.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here