Sünnet Gölü’nde Kış

0
205

Bazı yerler vardır ki haritada uzak gelir. Ana yollardan uzakta olduğu için oradan hiç bir yere gitmeyi düşünmeyiz. Hedefe ulaşmak için hep ana yolu takip eder, diğer alternatifleri denemezi bu yüzden de güzellikleri kaçırırız. Hep acelemiz vardır, hep yol düzgün olsun, hep hızlı varalım isteriz. Ama diğer yolda pek çok güzellikde bu amaçlarla birlikte kaçıp gider.

İstanbul’dan Ankara’ ya karayolu olarak kaç şekilde gidilebilir? Ben kolaylıkla altı yol sayabiliyorum. Bunlardan biride Akyazı üzerinden olanı. Hani olurda İstanbul-Ankara otoyolunu kullanmak yerine hiç olmayan zamandan feda edilirse bu güzel yolu almak gerek. Tabi sadece yolu değil, yolun çevresinde bulunan Sülüklügöl, Çiğdem Yaylası, Dokurcun, Sünnet gölü gibi tabiat harikalarını görmek gerekir. Pek sıklıkla kullanılmayan bu yol üzerinde yol üstü restaurantlarda umulmadık güzellikte yemeklerin yanında hikayeleri olan insanlar, sohbetlerini ve dostluklarını da paylaşırlar.

İstanbul yönünden gelirlen TEM veya E5’den Akyazı istikametine sapmanız yeterli. Sonra doğrudan yolu takip ederseniz Köroğlu dağlarının arkasına doğru seyahatiniz başlar. Bu bölgede bulunan Sünnet gölü ise özellikle kış ve ilkbahar ayında ziyaret edilmesi gereken bu yörenin güzel bölgelerinden. Akyazı-Nallıhan yolundan Göynük sapağından 16 KM sonra Sünnet gölüne varılıyor. Bu yolun 4 KM bölümü bu aylarda kar kaplı ve zeminde buzlanma var.

Gezi Künyemiz:
Tarih:
10.Ocak.2009
İstanbul-Sünnet Gölü: 254 KM
Süre: 3:15 Dakika
Rakım: 1053 metre

Göle ulşamak için alınan 4 KM’lik yol bu mevsimde buz altında. 4×4 araç veya zincirle girmekte fayda var. Suzuki’mizi 4×4’e alarak bu yolda zincirsiz gayet konforlu yol aldım.

Yolda akan dere ve çam ağaçlarını görünce duruyor bir kaç kare fotoğraf alıyoruz. Yol kısa olunca çabuk bitiyor ve Sünnet gölü çevresinde ki tek otel olan Sünnet Gölü Doğal Yaşam Otel’ine geliyoruz. Otel personelinin gülümser ve ilgili ama sıkmayan samimi davranışı hemen içimizi ısıtıyor. Otelimize yerleşiyoruz. Göl manzaralı iki odadan biri rezerve diğeri de küçük olunca dağ ve doğa manzaralı olanı tercih edip yerleşiyoruz. 10 sene önce burayı Milli Park’lardan kiralayan Mudurnu Tavuk’un kurucusu Uğur Türesin kiralıyor. Çevreyi düzenleyip, oteli işletmeye başlıyor. 2008 yılında 10 senelik kontrat bitince uyuşturucu mafyasına rağmen, biraz da şanşla tekrar kiralayabiliyor. İşletme büyük özenle bölgeye turist çekmeye devam ediyor.

Mudurnu Tavukçuluğu ilk ziyaretim 1998-1999 yıllarındaydı. Akyazı yolunla ilk tanışmam bu yolculukla olmuştu. Sonrada Nallıhan üzerinden Eskişehir’e geçmiştim. Mudurnu Tavukçuluğun o yıllardaki modern tesisi hakkında bilgi alırken şaşkınlığımı gizleyememiştim. Tesis öyle otomotize olmuş ve temizdi ki inanmak zor geliyordu. Uğur Türesin adını da ilk o zamanlar duymuştum. Bu gezimizde de tesadüfen otelde Uğur Türesin ile tanışabildik. Tabi yine Biblo sayesinde.

Otele vardığımızda öyle yol yorgunluğu falan çekmiyoruz. Çünkü İstanbul’dan buraya olan mesafe sadece 3 saat. TEM’den sonra yol çok düzgün ve keyifli olduğu için nasıl geldiğimizi bile anlamadık. İlk işimiz odamıza eşyalarımızı yerleştirmek. İşte odamızın dağ manzarası;Eşyalarımız bırakıp, hemen kendimizi dışarı atıyoruz. Biblo ortamı seviyor, hatta o kadar neşeliki dışarı çıkmak için baskı yapıyor. Biblo ile yürüyüş başlıyor.
Göl tamamen donmuş durumda. Göl’ün üzerinde ayak izlerini görüyoruz ama bugün havanın ısınmasını göz önünde bulundurarak bu riske girmiyoruz.
Nuray benim monopod’u baton yapmış yürüyor. Hem çevreyi gözlemliyor hemde tempo tutarak yürüyor.

Yaptığımız yürüyüş yaklaşık 3 KM. Kar etrafı öyle tertemiz yapıyorki. Güneş tepede bir yanda ısıtırken, bir yanda kardan yansıyan ışık her tarafı ışıl ışıl yapıyor. Doğa bu haldeyken başka güzel. Başka hiç bir zaman bu kadar sessizlik olamıyor. Karla örtülen doğada herkes ve herşey uykuda. Ne yaprakların hışırtısını, ne de böceklerin,kuşların sesi var etrafda. Sadece ayak seslerimiz. O da durunca yok.. Yürüyüşümüz gölün bitimindeki eve kadar yapıyoruz. Karnımız acıkınca ve gölgeler uzamaya başlayınca yavaş yavaş dönüyoruz.


Dönüş yolunda buzlu Sünnet gölü kıyısındaki otelimiz. Sünnet gölü’nün adını nereden geldiğini soruyoruz otel personeline. Bu yöreden olan otel personeli anlatıyor hikayeyi. Çoban sürüsünü otlatmak için köyünden ayrılıp gölün kıyısından geçip gider. Çoban sürüsünü otlatırken gölün sularını boşalttığı derenin başı, gölün sonu olan vadi bölümüne heyelan olur ve gölün bitimi kapanır. Çoban geri köye giderken gölün vadi sonundaki bölgesine heyelan düştüğünü görünce “Göl Sünnet olmuş” der. O gün bugünde Sünnet gölü olarak anılmış. Göl’ün hemen ilerisinde Sünnet Köy’ü de buradan adını almış.
Akşam üstü olmaya başlayınca yemlenmeye çıkan geyikleri görebilirim diye göl kıyısına iniyorum. Göl’ün kıyı güneşin iyice gözden kaybolması ile soğuk oluyor. Soğunla birlikte sessizlik ve her şeyi bembeyaz yapan kar ruhumu öyle dinlendiryorki oradan ayrılmak istemiyorum. Bir yandan da hazır Biblo yokken otelin köpeklerini sevebiliyorum. Köpeklerin tamamı karı çok seviyor. Hatta otel personeli köpeklerin kışın çok daha mutlu olduklarını söylüyor. Bana kalırsa her yönden çok şanşlılar. Kışı seviyorlar, otel personeli sürekli besliyor, yazın ise 1053 metre yükseklikte hiçte fena olmayan serin bir ortamda yaşıyorlar.

Akşamleyin yapılan enfes güzel yemek sonunda sabahın erken saatlerinde Biblo’nun “Hemen Kalk” yalaması ile uyanıyorum. Saat tabi ki 07:15.. Biblo’nun kolunda saat olsa bu kadar dakik olamaz. Ama Biblo’nun saati geziyorsak veya geziye çıkacaksak 07:15…

Kahvaltı yapmadan bir gün önce gidemediğimiz gölün diğer yakasında yürüyüşe başlıyoruz. Otelin köpekleri de peşimizden bizi takip ediyorlar. Zaman zaman Biblo ile aralarını açmak için müdahale ediyorum. Tahta Köprüye kadar olan yürüyüşümüz sona eriyor ve geri dönüp kahvaltımızı yapıyoruz. Enerjimizi depoladıktan sonra yarım ada şeklinde gölü içine giren tepeye tırmanıp, 4.5 KM uzunlukta olan göl’ün çevresini döneceğiz.

Otelin Baba-oğul avcı köpekleri eşliğinde yürüyüşümüz başlıyor. Henüz ayak basılmamış yola doğru giderken köprüden geçiyoruz. Bir yandan yavaş yavaş yağan kar ortamı daha yumuşatıyor ve güzelleştiriyor.

Tepeye tırmanış umduğumdan kolay oluyor. Geceleyin olan don kar tabakasını sertleştirince her ayak basışımla doğal bir kar merdiveni oluşturuyorum. Dik yamacı tırmanırken bu işimizi kolaylaştırıyor.

Sonrasında ilk ayak izi oluşturacağımız yola sapıyoruz.


Tepeyi çıkıp, gölün çevresinde 4.5 KM yürüyünce oldukça sıcaklıyoruz. Bugün Pazar ve İstanbul’a dönmek zor geliyor. Ancak saat 14:00 civarında yola çıkıyoruz. Kar yağınca dönüş yolumuzu Göynük-Taraklı üzerinden yapamıyor ve yine geldiğimiz yol olan Akyazı yolunu tercih ediyoruz.

Öğlen yemeğini yolda yeriz diye çıkıyoruz ancak yağan kar yolda tutunca umduğumuzdan daha uzun sürüyor yolculuğumuz. Şerefi’ye kasabasına gelince “Hanım’ın Yeri” adındaki yol kenarındaki restaurantta duruyoruz. Hani önce çok ümitli değilim. Güzel olsun karnım doysun modunda giriyorum. Hemen bizi tek çoçuklu bir aile karşılıyor. Allah allah diyorum içimden, çünkü yöre halkına da benzemiyorlar. Sonra Kdz.Ereğli’den gelen Hamsi’den bize hamsi tava yapıyorlar.

Bu arada ailenin İzmir’den gelip buraya yerleştiğini, Ahmet Bey’in Trabzon’lu olduğunu ve buraya taşınmayı bizim gibi gezmeye geldiklerinde karar verdiklerini anlatıyorlar. Bize Ege’nin zeytinyağı, Karadeniz’in Hamsi’si ile hazırladıkları Hamsi Tava enfesti. Yediğim en iyi Hamsi tavalardandı. “Hanım’ın Yeri” restaurant o bölgede balık yemek için en iyi alternatif gibi görünüyor.

Sıcak çaylarımızı da yudumladıktan sonra yola koyularak İstanbul’a evimize geri döndük. İstanbul’a yaklaşık 240 KM uzaklıkta olan sünnet gölü’ne çok rahat bir şekilde 2.5-3 saatte erişmek mümkün. Günü birlik gezi yerine en azından bir akşam otelde kalmak geziyi çok farklılaştırıyor. Otel fiyatları ise oldukça uygun. Buranın keyfini çıkartmak için mutlaka bir akşam kalmak gerekiyor.. Otel hakkında detaylı bilgiye http://www.sunnetgolu.com/ adresinden erişilebiliniyor

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here