Sıcağın eksilmediği yerdeyiz

0
153

Bir yeri görmüş olmakla biliyor olmak arasında fark var. Gittiğimiz yerlerde üç temel şeyi görüp, öğrenmek ve anlamak istiyoruz. İnsan, doğa ve tarih. İnsan başlığı altında yeterince şey bulunuyor. Yemek, içecek, yaşam gibi. Bu yüzden de hoşumuza giden ve tanımak istediğimiz yerlere defalarca uğruyoruz. Her seferinde aynı yerde aynı güzellikde farklı şeyler keşfediyor farklı şeyler öğreniyoruz. İşte o zaman bu yerleri gördük ve biliyoruz diyebiliyoruz. Özellikle bir yere birden fazla kez gidiyorsanız tanıdıklarınız, dostlarınız olmaya başlıyor. Bir sonraki karşılaşmanızda “Nasılsın?” sorusunu gerçekten sorabiliyoruz.

Geçen sene Balıkkesir, Sındırgı’ya olan ziyaretimiz oldukça sakindi. Pek çok şeyi bir arada görebilmiştik.( Sındırgı 2010 gezimiz.) ilkbaharda tekrar geleceğiz diye plan yapmıştık. Bu yüzden de bu seneki gezilecek yerlerde Sındırgı tekrar var. Cuma akşamından yine kaldığımız Sındırgı Emendere Otel’inde yerimizi ayırtıyoruz. Normalde köpek’lere izin verilmeyen otelde Biblo’nun özel izni var.  Biblo sakinliği ile tanındığı ve  sitesinde tanıttığı için ona özel izin var. Biblo otellerde kaldığımız sürece odamızda ancak kendi yatağı ve klübesinde kaldığını da altını çiziyorum. Maalesef pek çok köpek sahibinin bu alışkanlığı bulunmuyor.

Gezi Künyemizi tekrarlayım:

Gezi Künyemiz:
İl/İlçe: Balıkesir/Sındırgı
Mesafe: Bursa?dan 2.5 saat(213 KM). İstanbul?dan Yalova Feribotundan Sonra 3.5 saat (293 KM)
Konaklama: Emendere Otel  (http://www.sindirgitermal.com/)
Yöresel Yemekler: Güveç ve Bigadiç Helvası. (Özdur Kasabı ve Baş Helvacı)
Görülmesi Gerekenler: Hisaralan Kaplıcaları, Çaygören Köyü, Doğal Güzellikler

Emendere Otel’i Belediye’nin Oteli. Otel İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılmış ve Sındırgı Belediyesine hediye edilmiş. Otel ve çevresinden görüntüler:

Otel’de herkes tanıdık. Aynı aşçı, aynı güvenlik görevlisi. Herkes bizi bizde onları hatırlıyoruz. Sabah Biblo’yu gezmeye erkenden çıkarttığımda otel personelide mininüsle yeni.Biblo’yu görünce herkes bizi hatırladı. Yine aynı sıcak ilgili ile karşılatık. Sabah kahvaltısını hızla yapıyoruz. Çünkü yukarıdaki göleti merak ediyoruz. Geçen sene daha erken mevsimde geldiğimiz gölete hayran kalmıştık. Gölet yolu güzel olduğu kadar manzarası da bir harika. Gölete vardığımızda ise halen keşfedilmemiş bu güzelliği temiz bulduğumuz için seviniyoruz. Hiç bir motorlu aracın buraya gelmemesini diliyoruz. Hani motosiklet ve offroad severler okuyorsunuz doğaya olan sevginiz için buranın sessizliğini bozmamak için buraya yürüyünüz..

İlkbahar uyanmış. Göletin yolundaki tırtıllar:

Gölet’imizde ilk kareler:

Göleti çiçekler çevrelemiş durumda.

 

Göl ve çevresi kirlenmemiş ve öyle sessizki. Sessiz derken insan ve teknoloji sesinden yoksun. Yoksa son derece sesli. Rüzgar ve kurbağaların sesleriyle dolu bir ortamdayız. Geçen seneki kaplumbağalarımız ilk bizi gördüklerinde yine suya kaçıyorlar. Sonra ilerleyen dakikalarda güveni sağlayıp yine aynı ağaç kütüğün üzerine yavaş yavaş tırmanıyorlar.

Göletin çevreleyen çiçekler:

Bu göleti ve çevresini çok seviyoruz. Gölet içindeki kaplumbağalar ve semenderler tüm yıl dibden beslenen termal kaynakla hayatta kalıyorlar. Kaç yüzyıl veya binyıldan beri buradalar bilinmez ama bu küçük ekosistem oldukça etkileyici. Umarız bu gölet bu şekilde doğal olarak kalır. Biblo da bu göleti çok seviyor. İki kere yanlışlıkla suya düştü. Yine kurbağalar ile oynadı (zarar vermeden). Aslına bakarsanız ben de bir kaç yere yanlışlıkla düşmek istedim. Göletin berrak suları son derece çezbedici.

Ayrılmak istemiyoruz. Ama zaman geçiyor ve her güzel şey gibi bununda sonu var. Gölete son kez bakıp ayrılıyoruz.

Yolumuz üzerinde bulunan diğer termal kaynaktan görüntüler:

Yaylabayır göletini merak edip yola koyuluyoruz. Yolda büyükdağdere köyü’nde birileri el ediyor. El edenin yanındaki yaşlı amcayı alıp alamayacağımızı soruyor. Memnuniyetle alabileceğimizi belirtip yola devam ediyoruz. Halit amca yaşını bilmiyor. Çevreyi çok iyi biliyor. Köyünden çok da uzaklaşmamış Halit amca hayatını çobanlıkla ve avcılıkla geçirmiş. Yaylabayır’ı köyünde oturuyor. Biz çevreyi sordukça o anlatıyor. Hep beraber hoş sohbet sıcak bir yolculuk geçiyoruz.

Yaylabayır’a yeni yapılan göletten söz ediyoruz hep beraber. Henüz gölet bitmiş ama su tutmaya henüz başlamış. Mağaralara olan ilgimizden söz ediyoruz. Biraz temkinli biraz samimi bildiği yerlerden söz ediyoruz mağaralardar. Bizim merakımızın defineci gibi olmadığını anlayınca rahatlıyor. Bizim merakımızı anlayınca da hep beraber bir fay kırığını doğru beraber yürüyoruz.

Yaylabayır köyü bir göçmen köyü. Yol üstünde gördüğümüz ambarları kareleyip geri otelimize dönüyoruz.

Yaylabayır köyünden sonra Sındırgı’ya geri dönüyoruz. Sındırgı merkeze vardığımızda pazar poşetleri olan halk ilgimizi çekiyor. Aracımızı park edip yerel pazarı ziyaret etmek üzere harekete geçiyoruz. Yerel pazarlar hep ilgimi çekiyor. Klasik hal sebze ve meyvelerinden öte yöresel bitkileri merak ediyorum. Sındırgı pazarı bu açıdan oldukça zengin.

Pazardan diğer kareler:

Pazar son derece güzel. Pazar’da Acıgerdirme, bağlı, gelincik, Dağ maydonuzu, Sarmaşık, Isırganotu gibi pek çok bitkiye bakıyoruz. Çoğundan alışveriş edip pazarı terk ediyoruz.

Bu bölgede çok sözü geçen Cüneyt Çayına doğru gidiyoruz. Cüneyt çayı’ndan kareler:

cüney çayı çevresi florasından kareler:

Yavaş yavaş kararan hava ile otelimize dönüp dinleniyoruz. Otelin güzel yemeklerinden sonra ertesi güne hazırlıklarımızı yapıp yatıyoruz.

Kahvaltıyı bugün sakin yapıyoruz. Otelden ayrılıp çevreyi gezerek İstanbul’a, evimize döneceğiz. Ayaklarımız ağırdan hareket ediyor bugün. Bugün Çaygören barajı ve Hisaralan kaplıcalarını ziyaret edeceğiz. Geçen sene sakin olan bu doğal güzellikleri tekrar görmek istiyoruz. Sonraki gezi yazımızda Hisaralan ve Çaygören barajını anlatıyor olacağız.

 

 

 

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here