Macahel’den Datça’ya

1
775


Uçak biletlerini, rezervasyonları, araç kiralama hepsi tamam. Hayalini kurduğumuz Doğu Karadeniz’in cennet köşesinde 7 gün geçireceğiz. Cuma akşamı uçuyor ve Doğu Karadeniz’in cennet diyarlarından Macahel’e kiraladığımız araçla varıyoruz. Ve tüm hafta o çevreyi doya doya gezeceğiz. Her günümüzü saatine kadar programladık bu sefer. Çevre hakkında okuyor, bilgileniyor daha önceden tecrübe edenleri araştırıyoruz.

Perşembe akşamı olduğunda hava durumu ümitsiz halde kötüye gidiyor. Doğu Karadeniz yoğun yağış alacak diyor haberler. Artık hiç gecikmeden alternatif bir plan oluşturmamız gerekiyor diyoruz ve bu sene yine gitmeyi planladığımız Datça’yı öne alıyoruz.  İlk işimiz uçak biletini değiştirmek ancak olumsuz yanıtlar alıyoruz..Yine de planı ertlemek yerine araçla gitmeyi göze alıyoruz. Her şey yaylalara göre ayarladık. Tüm eşya, bavullar her şeyin baştan aşağı değişmesi gerekiyor. Hızla bu işi yapıyoruz. Yayla yerine deniz moduna kısa sürede geçiyoruz.

Datça daha önceden ziyaret ettiğimiz bir lokasyon.Datça’yı son olarak Ekim 2008 yılında ziyaret ettik. Datça ve koyları hakkında buraya tıklayarak bilgi edinebilirsiniz. 70 km’lik bu yarım ada öyle inceki en geniş yeri 15 km..

 

 

Datça’nın bükleri:

Yağmurdan kaçarak Ege’nin sıcaklığına kendimizi atıyoruz. Cumartesi sabah erkenden yola çıkıyoruz. Afyon sonrasında bu yol Ege’ye doğru yaklaştıkça hoşuma gider. İnsanlar bir rahatlar, gevşer. Ortam sanki daha sessizdir. Aslında çok da yanlış değil. İç anadolu’nun sert koşulları insanlarını da yontmuştur. Ege’nin ılımlı iklimi ise insanları da ılımlı yapmıştır. Ege daha yavaş daha rahattır. İç Anadolu insanı ise çetin şartlarla mücadelee hazırdır. Bu yüzlere de yansır, ortama da…

Datça’da rezervasyonunu yaptığımız yer Ovabükü’ünde yer alıyor. Bungalow evlerde konaklama yapacağız. Elbette Biblo’nun rahat edebileceği bir yer. Eytay olarak geçiyor adı. http://www.datcaeytay.com/

Eytay aslında yapısı itibarı ile hoşumuza gidiyor. Ancak işletmecileri Ege’nin ruhunu çok da taşımıyor. Ortam süper, her yer yemyeşil ancak hizmet ve kahvaltı özeni iyi değil. İşletmeyi yönetici değil daha çok çalışanlar ve misafirle yönetiyor. Datça’nın o gizemli akşamlarında çalınan neredeyse arabesk şarkılar bizi kıyıya kaçırtıyor. Aslına bakarsanız her koşulda kıyıda olacağız.. Ege

‘nin balıklarının tadına denizden esen meltem rüzgarları eşliğinde tadacağız. Eytap konaklama için iyi bir mekan.

Kaldığımız yerden fotoğraflar:

 

Bu bölgedeki konaklama tavsiyemiz Gabaklar. http://www.gabaklar.com/ Gabaklar yemekleri ve güler yüzlülükleri ile Kızılbük’ün eşşiz güzelliğinde bulunuyor. Gabaklar bu bölgede çok eski. Önceden yer ayrılması gerekiyor.

İlk sabah yürüme mesafesindeki Ovabükü’ne gidiyoruz.

Ovabükü’nden sonra daha batıda yer alan Palamutbükü’ne doğru gidiyoruz. Palamutbükü’ne giderken gözlemlediğimiz koylar enfes.

Ovabükü’nden koylarda kıvrıla kıvrıla Palamütbükü’ne erişebiliyorsunuz. Palamutbükü’nin sahili oldukça uzun. İri çakıllı denizi en çok rüzgarı alan koylardan. Hava rüzgarlı ise çok da korunaklı değil. Deniz Datça’nın diğer koylarında olduğu gibi enfes. Burası en kalabalık bölge. Tü kıyı  restaurant  dolu. Yolun diğer yanında ise pek çok küçük pansiyon yer alıyor.Yerler son derece ekonomik. Biz denizin tadını çıkartırken Biblo’da gölgede dinleniyor ve hareketli olan çevreyi ilgiyle izliyor. 

Günü batırmadan Biblo ile çevrede gezerken çok eski bir dostumuz Ruşen ile karşılaşıyoruz. Yaklaşık 15 sene olmuş görüşmeyeli ama görür görmez hem birbirimizi tanıyor hem de isimlerimizi hatırlıyoruz. Kocaman bir kızı var inanamıyorum. Masalarında oturup sohbet ediyor, biraz eskilerden birazda yakın zamanlardan konuşuyoruz. Telefonlarımızı alıp görüşmek dileğiyle ayrılıyoruz. Enfes bir karşılaşma…

Akşam Ovabükü sahilde balığımızı yedikten sonra sabah erken kalkmak üzere erkenden yatıyoruz. Yarınki programımızda sabah erkende güneş çokda yükselmeden Kızılbük’e gideceğiz. Kızılbük’de Gabaklar pansiyon enfes bir mekan sunuyor. Mekan’ı güzel, misafirperverlik daha güzel. Kızılbük’ü güzel yapan aynı zamanda bizim için denizi.

Gabaklar pansiyon Kızılbük koyuna yer alıyor. Buranın ilklerinden olan işletmeci aile’nin yemekleri oldukça güzel. Ortam ise Temmuz sıcağında bile serin.. İşte ortamdan kareler:

 

 

Kızılbük’ün adını nereden aldığını merak ediyorsanız aşağıdaki fotoğraf az çok anlatacaktır. Çevredeki kızıl renkli kayalar özellikle güneş batışında kıpkırmızı kesiliyor.

Sabah kalkıp kahvaltı sonrasıda Kızılbük koyuna varıyoruz ve ilk işimiz deniz kenarına inmek. Nuray’da ben de hemen maske, şnoker ve paletlerimizi giyip  denize atıyoruz. Sonra keşif başlıyor. Deniz içi bir harika. Kayalık deniz dibini 20 metreye kadar cam gibi görüyorsunuz. Deniz içinde tüf ve volkanik kaya bloklarını görebiliyorsunuz. Bu volkanik etki Datça yarımadasının batısında bulunan Nysiros adasından kaynaklı. yaklaşık 40.000-50.000 yıl önce volkanik faaliyet sonucunda havadan gelen lavlar volkanik etki bırakmışlar.

Deniz öyle zenginki..Balıklar, kabukluları izlerken zamanın nasıl geçtiğini anlamak mümkün değil. Bu yüzden de güneşin en az eğik olduğu sabah saatlerinde denizde olmayı tercih ediyoruz. Diğer zamanlarda ise beyaz tişörtlerimizde denize girerek güneşten en az etkileniyoruz.

Ne yazıkki deniz altını kareleyemiyoruz bu sefer. Ancak Kızılbük’de gördüğümüz Müren ve yavru Müren aklımızdan çıkmıyor. Onlarda dakika izledik. Kayaların arasına kıvrıla kıvrıla ilerlemesini izledik. Unutulmaz o anları kareleyemediğime halen üzülürüm.

Kızılbük Gabaklarda geçirdiğimiz o güzel öğlen yemekleri, gerekse denizi ile çok etkiledi. Kızılbük koyunun burnunda buluna kayalıklarda seyir ise oldukça ilgi çekici. Güneş batışını buradan izlemek oldukça romantik. Bu kayalıklardan hem Kızılbük hem de Hayıtbükü kolaylıkla izlenebiliyor.

Kızılbük’de de Biblo’yu deniz’e girmeyi ikna edemedik. Aslında girdikten sonra çok güzel yüzüyor ama istemediği bir şeye zorlamak da istemiyoruz.  Biz deniz keyfini çıkartırken o da çoğu zaman bizi izledi veya havlularda serildi.

Ertesi günde Kızılbük’te geçirmeye karar vererek Bugalow’umuza geri dönüyoruz. Akşam menümüzde deniz kenarında  balık var. Ancak günün yorgunluğıu öyle çöküyorki balığımız yedikten hemen sonra yatıyoruz. Bu sayede erkende kalkıp deniz’in tadını daha çok çıkartıyoruz.

Ertesi gün yine Kızlbük’teyiz. Biblo kendi yerini önceden kapıyor.

Öğlen yemeklerinde de Biblo hemen baş köşeyi kapıyor. Buradaki tüm yemeklerin tadına o da baktı..Hatta patlıcan kızartmasını bile yedi..

Biblo keyif konusunda oldukça usta. Sabahlar koşturmaca. Yemeklerden sonra ufak bir kestirir. Sıcakları hep bu şekilde atlattı. Sonra akşama yine canlanır. Öğleden sonra Ova bükünden Palamutbükü’ne doğru giderken gördüğmüz koyda yüzmeyi aklımıza koymuştuk. Bu enfes koy bize Gökova körfezinde zorlukla inip yüzdüğümüz koyu hatırlattı. O koyun cam yeşil suları ve izlediğimiz vatozlarını hafızamızda güzel izler bıraktı. Vatoz’ların uçar gibi yüzdükleri koyda arkalarında bizde uçar gibi hissetmiştik kendimizi..

Koy tamamen ıssız:

Koy’da gölgeyi ancak kayaların dibinde buluyoruz. Denize girebilmemiz için biblo’yu güvenli ve gölge bir yerde serbest halde bırakmamız gerekiyor. Neyseki kayaların dibi hem temiz, hem güvenli hem de gölge. Hatta serin..

 

Deniz öyle cezbediciki palet ve maskelerimizi kuşanıp hemen suya giriyoruz. Biblo ise serdiğimiz havlunun üstüne hiç vakit geçmeden yerleşiyor. Denizde Kızılbük’de gördüğümüz boru balıkları ile karşılaşıyoruz. Eğer yeterince uzun süre izlerseniz pek çok canlının farkına varabiliyorsunuz. Hareketsiz gördüğünüz bir alana dikkatlice bakınca deniz kabuklularının, deniz kestanelerinin ve arada kafalarını kayaların arasında çıkartan balıkları kolaylıkla görebiliryorsunuz. Hayıt bükün’de kayaların arasındaki  kırmızı balığa Edremit körfezinde de rastlamıştık.

Bu güzel koyda Biblo’yu da deniz’e soktuk.

Deniz sonrasında Biblo uyuklamaya başlayınca onun bu keyfini beklemek zorunda kaldık.

Palamutbüküne doğru ilerleyip karşılaştığımız eski dostlarımızla buluşuyoruz. Hasret gideriyor keyifli sohbet ediyoruz. Ruşen, Ülkü, Özlem,Murat ile birlikte zamanın nasıl geçtiğini anlamıyoruz. Bu insanlarla öyle şeyler ürettik ki bazıları neredeyse destan oldu diyebilirim.

Ertesi gün ise yine Kızılbük’de keyifli bir zaman geçiriyoruz. Öğleden sonra ise bize Nuray’ın ablası ve enişte Fahri ve yeğenlerimizi Elif ve Eren katıldılar. Hayıtbükü’nde buluştuk. Yeğenlerle eğlendik..Fahri, Nuray ben belki mürenleri tekrar görürüz umuduyda kayalıklara doğru yüzdük. Hep beraber yemek yiyerek keyifli dakikalar geçirdik. Ertesi gün ise kahvaltı ertesinde yola koyulduk. Bir geziyi daha burada sonlandırdık.

1 YORUM

  1. Ustad,

    Birde Zekeriya Sofrasında yemek yeseymişsin ardından da Yeşim Bar da ağlayan pasta ile mandalina kokulu limonataları patlatsaymışsın 10 numara olurmuşşşş…Sekiz veriyorum maalesef çok üzülerek:)

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here