Çanakkale Bayramiç-Gelibolu

0
1089

Bu hafta sonu ünlü Ezine Peynir diyarının hemen yanında Bayramiç’teyiz. Geçen sene pek çok kez Assos, Küçükkuyu, Güre Kazdağlarının güneyine yolculuk etmiş, çevreyi tanıma fırsatı bulmuştuk. Şimdi ise Kazdağlarının kuzeyinde yer alan Bayramiç, Ezine ve civarını görelim, tanıyalım istedik.

Biblo bu hafta fena değil. Kendini daha iyi hissediyor ama davranış kurallarını halen uyguluyoruz. Merdiven tırmanmıyor, inmiyor, yüksek yerlere sıçramıyor ve atlamıyor. Ancak hızla gözle görülür bir iyileşme görüyoruz. Bizde gezilerimizi yürümek ağırlıklı değil, daha çok araçla gezmeye yönelik kurguluyoruz.

Manyas Kuş Cennet’inden ayrılıp Çanakkale’ye doğru ilerlerken kilometrelerce uzanan tarlalar yemyeşil. Sadece tarlaların yeşili ve gökyüzünün mavisi görünüyor. Ara sıra her yerde sarı sarı tarlalar yer alıyor. Bu tarlalarda yer alan bitki, Biyodizel için ekilen Kanola bitkisi. Çanakkale ve Trakya  bölgesininde pek çok tarlaya Kanola bitkisi ekilmiş durumda.

Kanola Bitkisi ekili tarla:

Kanola Tarlası

Biga’ya doğru yol alırken aslında nerede kalacağımıza henüz karar vermedik. Sadece Kazdağlarının güney bölgesinde, Yenice, Bayramiç ve Ezine civarı diye bölge belirledik. Hal böyle olunca karar verebilmek için internet bağlantısı olan bir yer buluyoruz. İçeceklerimizi yudumlarken en uygun otelin Dağbaşı olduğuna karar veriyoruz. Dağbaşı Otel‘i Bayramiç Yanıklar köyünde yer alıyor. Yörenin taş ev mimarisi etkileyici. Sahibi Mehmet Engindeniz tarafından uzun uğraşlar sonunda bu hale getirilmiş. Adı gibi de dağın başında.  Tam sessizlik ve temiz havanın yeri..Mehmet Bey’in tarifi ile oteli kolaylıkla buluyoruz.  Cuma ve Cumartesi akşamı kalmak üzere Dağbaşı oteline yerleşiyoruz.

Şömine başında akşam yemek keyfi:

 Dağbaşı Oteli

Dağbaşı Oteli 12 yatak kapasiteli küçük bir otel. Bu yüzden de otelde kalanlar kolayca tanışıp kaynaşabiliyorlar. İlk geldiğimiz diğer iki masayla da sohbete yatıncaya kadar devam ettik. Tabiki konu ağırlıklı Biblo…Dağ başı oteli aslında bu bölgedeki diğer otellere göre puanlamak gerekirse daha zayıf kalıyor. Kışın çıkışında ve henüz konaklama yeni başladığı için bu şekilde olabilir diye düşünüyoruz. Onun dışında ortam oldukça güzel. Fiyatları ise bölgedeki Butik Otelleri ile aynı. Detaylı bilgiye http://www.oteldagbasi.com/ adresinde erişmek mümkün.

Otel Dağbaşı’nın fotoğrafları:

Bayramiç Dağbaşı Oteli

Otelden gün batımı:

Dağbaşından Güneş Batışı

Ertesi gün güzel bir kahvaltı yaptıktan sonra ilk aklımızda olan Yenice Göleti. Yenice ve çevresinin güzelliklerini tesadüfen başka bir gezimiz sırasında duymuştuk. 2007 yılında Doğu Karadeniz gezimizde tanıştığımız Yeniceli emekli öğretmen karı-koca buradan söz etmişti. Hatta o zaman uzun göl’ün başında sohbet ederken bizim göletimiz daha güzel demişlerdi. Görünce haklı olduklarını anladık. Uzun göl doğal haliyle bırakılsaydı elbette çok daha güzel olurdu ama göl çevresinde betonlaşma, kirlenme ve o güzelliğin çok uzun sürmeyeceğini gösteriyor. Uzungöl’ün o ünlü fotoğraflardaki görüntüsü artık yok. Yenice Göleti ve çevresi görülmeye değer.

Yenici Göleti:

 Yenice Göleti

Bu bölgede pek çok yapay gölet bulunuyor. Bununda etkisini tarımda görmek mümküm. Hayvancılık ve tarım gelişmiş durumda. Yöre halkının ekonomik durumu ise hiç de kötü görünmüyor. Yenice tarafından özellikle Oğlak çevirme yiyin tavsiyesi var. Biz denk gelmemize rağmen yemeği tercih etmeden doğrudan Ezine’ye doğru yol alıyoruz. İlk durağımız Bayramiç. Polis karakol’u denk gelince nerede damak tadı güzel et yiyebileceğimizi soruyorum. O da henüz yeni açılan Ortak Han’ı tavsiye ediyor. Özellikle “Lüks değil, yemeği güzel bir yer arıyoruz, salaş falan fark etmez” diye de bilgi veriyorum. Ortak Han hemen çıkışta yer alıyor. Bu bölgenin eti, sütü oldukça meşhur. Zaten herkes Ezine Koyun ve Keçi peynirini bilir. Etinin ve sütünün güzel olması ise oldukça doğal. Çünkü gördüğümüz tüm sürü ve hayvalar geniş otlaklarda otluyorlar. Zengin bitki örtüsü ve hareket eden hayvanlarında eti de, sütüde güzel oluyor.

Ortak Han’da iyi et yiyebilmek için pirzola söylüyoruz. Kocaman bir bahçe içinde olan restaurant’a da hizmet güleryüzlü ve kaliteli. Burada bu tür bir yer bulduğumuz için şaşıyoruz. Fiyatlar ise oldukça normal. 2 kişi her şey dahil  23 TL verip kalkıyoruz. Et’i harika. Mutlaka denenmesi gerekiyor.

Ortak Han Restaurant:

Bayramiç Ortak Han

Sonrasında herkesin gidin dediği Ayazma’ya yöneliyoruz. Ayazma Kazdağlarının eteklerinde yer alan Şelale ve mesire yeri. Ayazma’ya gidiş yolu etkileyici. Bulunduğumuz mevsim özelliği ile meyve bahçeleri çiçeklerini açmış, tarlalar henüz yeni yeşermiş. Gözlerimiz şenlik içinde. Hangisine baksak, hangisinde dursak ve fotoğraflasak diye zorlanıyoruz. Bayramiç barajından yanından giden yolda baraj kenarındaki Kiraz meyve bahçeleri ise oldukça etkileyici.  Bu bölge tarım yönünden son derece şanlı.

Ayazma yolu, Bayramiç Barajından kareler:

Bayramiç Barajı Yarımada

 Bayramiç Barajı

Ayazma düşündüğümden daha aşağıda bulunuyormuş. Ayazma’nın rakımı 379 metre. Daha çok mesire yeri şeklinde düzenlenen bölgede 2-3 tane yeme-içme yeri var. Ancak piknik yapmak için şelale ve derenin yanında masalar bulunuyor. Burada keyif yapmak çok güzel. Henüz karlar yeni erimekte olduğu için Şelale güçlü akıyor. Bu bölge aynı zamanda Kazdağlarında gezinenler içinde kamp yeri. Buradan yukarıya 1800 metre rakıma çıkmak için yürüyüş yolları mevcut. Ancak bölgeyi iyi bilen birileri veya rehber ile gitmek gerekiyor. Bu gezimizde buna zaman olmadığı için Ayazma’ya etrafını geziyoruz.

Ayazma’dan kareler:

Ayazma Şelale

 Ayazma Deresi ve Biblo

Ayazma

Ayazma

 Ayazma’da gezinip, temiz hava eşliğinde çayımızı içtikten sonra otele geri dönüş yapıyoruz. Otele vardığımızda henüz güneş yeni batmak üzere. Çevrede yürümek ve güneşin batışını izlemek üzere otel çevresinde gezindik. Güneş doğarken ve batarkenki manzara oldukça hoşuma gider. Zamanın geçip gittiğinin en kolay kanıtlarındandır. Güneş batınca bir gün bitmeye yakındır. Doğarken de bir günü başlatır. Gezilerimiz de günler genelde “Bugünde çok güzeldi” ile biter. Ben de “Keşke daha uzun olsaydı” isteği ile doyumsuzluğumu dile getiririm. Ancak geceleri de başka güzellikler ortaya çıkar. Şömine başı sohbetler, deniz kıyısında deniz’den esen ılık Meltem eşliğinde dalgaların şıpır şıpır’ı, kampda alaca karanlıkta görünen yıldızlar…

Pazar günü olduğundan kahvaltımızı yaparak Mehmet Engindeniz’e veda ederek otelimizden ayrılıyoruz. Bu tarafa tekrar geleceğiz ve kalış noktamız yine bu bölge olacak. Ancak Mehmet Engindenizle burada görüşmek sanırım mümkün olmayacak, çünkü buradaki macerasını tamamlayıp İstanbul’a dönmeye karar vermiş. Hal böyle olunca oteli ve sahip olduğu mevye bahçelerini satılığa çıkartmış durumda. Bundan sonraki durağımız Troya ve Çanakkale Gelibolu yarımadası.

Ertesi gün kahvaltımızı yaptıktan sonra Troya’ya doğru yola çıkıyoruz. Bayamiç’den ayrılıp Ezine’yi geçtikten sonra iç bölgeden kıyıya doğru yol alıyoruz. Kıyıya yaklaştıkça da o yeşil de geride kalıyor. Ancak şunu hatırlatalım halen etraf yeşil yeşil veirmli topraklar ve tarlalarla dolu. Sohbete kaptırınca Bayramiç Troya arasını nasıl aldığımızı fark etmiyoruz.

Troya’ya Müze Kartımızla giriş yapıp, ücret vermeden içeri giriyoruz. Müze Kartı ile Ayasofya’dan tutun pek çok yere ücretsiz ve sıra beklemeden girmek mümkün. Troya son derece enterasan bir şehir. M.Ö. 3500 yılından M.S.500’lü yıllara kadar yerleşim alanı olarak kullanılan şehir defalarca yıkılıp, defalarca kurulmuş. Yapılan kazılar sonucunda 9 medeniyet katı ortaya çıkarılmış. Halen kazılar sürmekte olan Troya dünyadaki önemli kazı alanlarından biri olarak gösteriliyor. Pek çok ilk ve teki bir arada bulunduran bölge gezilip görülmeye ve hakkında okunmaya değer.

İlk girişte herkesin bildiği Sembolik Akhalıların atı karşılıyor ziyaretçileri. Sonrasında arkeolojik çalışmalarla çıkarılmış kentin medeniyet katlarını görebilmek mümkün. Açıklama tabelaları ve yön levhaları iyi düzenlenmiş. Ancak buraya gelmeden Troya hakkında okumak gerekiyor. İşte Troya fotoğraflarımız:

 Troya

 Troya

 Troya

Troya’daki gezimizi tamamladıktan sonra ilk durağımız Çanakkale. Çanakkale’ye geldiğimizde karnımız zil çalıyor. Burada ne yenir diye düşünmeye gerek yok. Çanakkale Balık açısından son derece zengin. Balık restaurant’ı olarak Yalova Restaurant ilk akla gelen isimlerden. Ancak çok ekonomik bir menüsü bulunmuyor. Biz yine de balıklarımızı seçip, yemeğe karar veriyoruz. Taze ve çok çeşit deniz canlısı arıyorsanız Yalova Balık iyi bir yer.

Çanakkale’den ayrılıp Feribotla Gelibolu’ya geçiyoruz. Burada amacımız şehitlikleri gezip, eve dönmek. Şehitlikleri gezerken çok duygulanıyoruz. Yoğun duygularla gezdiğimiz şehitlikler hakkında ne söylesem. Zaten her şey söylenmiş. Sadece her Türkiye Vatandaşı’nın görmesi ve ziyaret etmesi gerekiyor. Çektiğin onlarca fotoğraf var. Ama hiç biri o ortamı tarif edemez. Gidip, görmek gerekiyor.

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here