Ateşle Hayat bulan renkler: İznik Çinisi

0
234

Merhaba ben Biblo. Bizimkilerin işleri yoğun olunca yazıları ben yazmaya başladım. Bundan sonra gezilerimiz ben anlatacağım. Zaten ne Murat ne de Nuray bu işi beceremiyor. Aslında tüm gezileri ben organize ediyorum. Öyle kendi başlarına bir şey yaptıkları yok. Mayıs ayı enfes bir ay. Ne sıcak ne soğuk. Tam gezilecek zamanlar.  Murat geceden kulağına İznik sonra Eskişehir yapalım diye fısıldadım. Akıllı kendisi buluş yapmış gibi “Nuraycım Ankara’ya İznik sonra Eskişehir üzerinden gidelim” dedi… Ben dilimi çıkartarak heyecanla “Evet olur” onayını aldıktan sonra heyecanla dışarı bakmaya devam ettim.

Cumartesi sabahı bakıyorum hava kapalı.. Süper.. Saat olmuş 07:00.. Hemen bir kalk havlamasıyla önce Murat’ı sonra Nuray’ı kaldırıyorum. Murat’la site içinde kısa bir turdan kahvaltımızı yapıyor ve Nuray’la araca eşyaları yükleyip yola çıkıyoruz. Cimri Murat feribota binmeyip İzmit körfezinden doğru yol almayı tercih ediyor. Aslında gerekcesi çok da kötü değil. Feribottan sonra tekrar doğuya gidecek olmamızdan dolayı İznik’e Gölcük üzerinden doğru gidiyoruz.

Bu yol enfes. Dağlar çok yüksek değil, ortam ise yemyeşil. Bol bol da dere var. Bir ara Murat aracı kenara çekip aşağıda her iki tarafı dere ile çevrelenmiş çiftliği kareliyor. Ne güzel koşulur bahçesinde…

Hava kapalı ama yine de ılık. Çok susayıp pet şişeyi tırmıklayınca Nuray, Murat’ı ilk çeşmede durması için talimat veriyor. Murat’a doğrudan bir şey anlatmak çok mümkün değil. Tamam araba kullanıyor ama yine de dişi zekasından yoksun. Nuray’a anlatıyorum. O da Murat’a komut veriyor ve benim dediğim yapılıyor ve en yakındaki çeşmede duruluyor ve suyumu içiyorum. Suyumu içtikten sonra çevrede koku analizi yapıyorum.. İşte benim güzel bir fotoğrafım daha :

Bu moladan kısa bir süre sonra kocaman bir göl olan İznik gölü’nü tepeden görüyoruz. Aşağıda her yer zeytin bahçesi..Ben sevmem ama Murat leblebi gibi yer. Ona bir ekmek bir de zeytinleri verin yeter..Yukarıdan gördüğümüz yer Boyalıca kasabasıymış. Murat’la buraya motosikletle bir kez daha gelmiştik ama Nuray’la konuşurken duyuyorum meğerse motosikletle bensiz defalarca gelmiş. Hain ne olacak..Bensiz gezmiş meğersem..

Kısa bir süre sonra bizimkiler İznik’e geldik diye seviniyorlar. Bakalım beğenecek miyim? İlk olarak hemen şehrin girişindeki I.Murat Hamam’ında duruyorlar. Hamam 14.yy’da yapılmış. İyi restore edilmişki patilerim gayet düzgünce yere basıyor. 2007 yılında restore edilen hamam bahçesinde İznik çini işleri satılıyor. Murat’ın kucağında ezgilerle yankılanan Hamam’a giriyoruz. Gitarist müziğini hamamın duvarlarında müziğine ses buluyor. Ezgilerle geçimişe gidiyor tek tek hamamın odalarını geziyoruz.

Etrafda öyle çok insan yok. Rahatlıkla geziniyorum. Murat’a bağlı tasma ile rahatlıkla Murat’ı istediğim yöne çekiştirebiliyorum. Bu tasma denilen şey istenilen yere götürme de son derece faydalı. Diğer konuştuğum köpekler olayı yanlış anlamış olacaklar, tasmanın kendileri için takıldığını sanıyorlar. Halbuki çok faydalı.. Etrafda istediğim gibi Murat’ı dolaştırdıktan sonra araca geri dönüp yola devam ediyoruz.

Aracı park edip İznik sokaklarında gezintiye başlıyorum. Kent oldukça temiz. Temizlik ve çevre işlerinden sorumlu müdürü kutlamak gerek. Murat’ın deliler gibi çalışıp ödediği vergiler boşa gitmemiş burada..Sonrasında merdivenlerden inmekte ısrarlı Murat’ı kırmayıp iniyorum.. Bahçe enfes. Burası Ayasofya..

Ayasofya camisi büyük bir yapı. İçeri de epey bir kalıyoruz. Bizimkiler dolaşırken ben de bağımsız olarak etrafı dolaşıyorum. Nuray’a takılmak pek mümkün değil. Bir yapıtın başında oturur dakilarda okur sonra da inceler. Kısacık ömrümde yüzlerce yıl öncesini hiç merak etmiyorum. Bu arada beni de karelemişler. İznik’in Ayasofya’sını merak ediyorsanız gidip görün.. İşte benden tarihi pozlar :

İznik aslında surlarla çevrili bir kentmiş. Kent’e giriş için dört kapı kullanırmış. Kent bu surlarla korunaklı haldeymiş. Bugün halen surlar korunuyor. Kapılar çok iyi olmasa da korunur durumda. Murat ile Nuray’ın tarih merakı yüzünden bende az çok bilgileniyorum. Surlar epey bir eski. Kokladığım zaman anlamıştım. Nuray’ın anlattığına göre surların tarihi MS. 123 yüzyıla kadar uzanıyor.İç surlar ve dış surlarda toplam 238 kule bulunuyormuş.. Yani İznik’de dolaşırken surların içinde kalıyorsunuz. Kent’in tamamı bu surlar arasında yer alıyor. Bunu dinleyince burada gezinmek daha çok hoşuma gidiyor. İşte surlardan kareler:

İç ve dış surların hetbeylerinde etkilenmemek mümkün değil. Bizans imparatorluğu iyi inşa etmiş. Bol bol yürümek iyi geliyor. Bizimkiler fotoğraf çekeceğiz derken kısa sürelerde beni unutuyorlar. Neyseki tasmaya asılınca Murat beni hatırlayıp ilgilenmeye başlıyor. Sonra ünlü İznik çini çarşılarını geziyoruz. Çarşıda elbette yine ilgi odağı benim. Çarşı ve insanların tümü oldukça sevecen. Dükkan dükkan tek tek girip geziyoruz. Bizimkiler alışverişlerini yaparken ben de özellikle kırmızılı olan çinilere bakıyorum. Herkesdeki pozitif etkiyi sezmemek mümkün değil. Sanatçıların çoğundabu pozitif enerjiyi hissetmemek mümkün değil. İznik çinisini, ateşle ölümsüz kılıyorlar. El emeği göz nuru her bir eser..

Hemen sonrasında Çinili camiye doğru yol alıyoruz. Çini’li cami gördüğüm en güzel camilerden. Minaresi hemen ilgi çekiyor. Minaresinin tamamı biraz önce çarşıdaki çinilerle döşenmiş durumda.

Tek güzellik bu cami değil. Hacı Özbek camide oldukça güzel bir yapıt.

Epey bir yürüyoruz. Benim acayip hoşuma gidiyor. Zaman zamanMurat “Biblo gel istersen kucağa” diye seslense de bu teklif çok cazip gelmiyor. İster istemez surlar içinde geçirdiğim her birvakit benim daha çok büyülenmemi sağlıyor. Ne ben ne de bizimkiler durmak bilmiyor ve tarihi Çiniciler çarşısına gidiyoruz. Diğer çarşılar nispeten daha yeniler.

Nihayet hepimiz yorulup açıkıyoruz. İznik’e gelip de “Köfteci Yusuf” tan köfte yenmeden dönmek olmazmış. Köfteleri bir o kadar güzel.. Hesap ise o kadar ekonomik. Köfteci Yusuf’un köftelerine her şekilde kefilim ancak tatmadım ama Murat ile Nuray’ın büyük keyifle kaymaklı ekmek kadayıfı yediklerini biliyorum. İznik’e tam gün ayırmak gerekiyor. Önce surları ve dört kapıyı gezmeli. Sonra bu surlar içindeki tarihi kentte ateşte hayat bulan sanat eserlerini görmeli ve onlardan birer hatıra satın almalı. Sanatkarların yaptıkları bu eserleri sadece izleyip gitmek olmaz. El işçiliği ile yapılan bu eserlerden bizimkilerle birlikte ben de etkileniyorum. Nuray’ın dediğine göre Kırmızı Çinili bir eser ve Hayat ağacı almak gerekiyormuş. Çinilerin üzerinde kadırga kalyon yelkenli gemilerini görürseniz şaşırmayın.Bizimkiler merak edip defalarca sordukça bende öğreniyorum. Kimisi göle yelkenli gemilerin geldiği söylüyor. Bu çok inandırıcı olmamakla beraber Gemlik koyu’nda gelen Kadırga’larla yapılan alışveriş sırasında görülen gemilerin çiniler üzerine geçmesi daha akıllıca geliyor.

Çinilerin orginaller müzelerde sergileniyor. Maalesef bir kısmı halen yurtdışındaki müzelerde sergilenmekteymiş. Eskişehir’e doğru yola çıkarken ben de iyice yoruldum ve arka koltukta uyumaya başladım..Gün ve gezi bitmedi ama şimdilik benden bu kadar..

Paylaş
Önceki haberVahşi Atların diyarındayız
Sonraki haberFrig Vadisi

CEVAPLA

Please enter your comment!
Please enter your name here